20 Ocak 2010 Çarşamba

Kökler...

Hiç ulu bir ağacın toprak üstüne çıkmış köklerini gördünüz mü?

Belki toprak atmak ister kökleri, belki de kökler ayrılmak ister topraktan; ama ne kadar uğraşsalar da ne kök topraktan ayrılabilir, ne de toprak köklerden vazgeçebilir. Soğuk savaştır onlarınkisi. Gözdağı verirler birbirlerine; lakin asla kopamazlar birbirlerinden.

Hangimizin ailesiyle, dostlarıyla, sevgilisiyle böyle sağlam, böyle ayrılmaz köklerle bağlantısı var? Hangimiz vazgeçemeyecek kadar bağlıyız birbaşka insana? Bağlılık mı bağımlılık mı korkutuyor bizi de uzaklaşıyoruz birer birer insanlardan, birer birer koparıyoruz köklerimizi? Acaba bir gün ağacın köklerinin toprağa tutunduğu gini tutunacak mıyız bir yere?

19 Ocak 2010 Salı

hayat güzel... mi?

Günde defalarca söylüyoruz: "hayat çok berbat!!" kendimize mi, yaşadığımız hayata mı haksızlık ediyoruz? bilmiyorum...

bulunmaktan en çok nefret ettiğim yerler hastaneler. hani kendine has ilaç kokusu var ya hasta olmasam bile hasta hissettiriyor kendimi. yalnızca koku değil insanların halini, çırpınışını görmek esas kendimi kötü hissetmeme sebep olan.

zaman zaman yaşadığı acıdan iki büklüm olmuş bir teyze; zaman zaman hareketlerini kontrol edemeyen bir amca; ya da zaman zaman sedyeye yatırılmış, üstü battaniyeyle örtülmüş bir mefta...

bunları görüp de hayat güzel dememek elde değil; ama yalnızca bir anlığına... hastaneden çıkana kadar yaşadığı her şey, tüm olumsuzlular, tüm sorunlar boş görünüyor insanın gözüne. her şey toz pembe, her şey güllük gülistanlık... ne zaman ki hastaneden, o kasvetli ortamdan atıyorum kendimi dışarı yine sorunlarla boğuşmaya başlıyorum. şükrettiğim her şey yine hayatımın en kötü tarafı oluveriyor.

hayat berbat, bazen...